Küçükçekmece’de 19. yüzyılda Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi’nin kurduğu Osmanlı Kibritleri Fabrikası’nın Kısa Tarihi


İstanbul’un girişinde Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir kontrol bölgesi olan Küçükçekmece sırtlarında tarihi bir yapı bulunmakta: Osmanlı Kibritleri Fabrikası. Küçükçekmece’nin hâlâ ayakta kalan tarihi yapıları arasında bulunan 19. yüzyılın başlarında Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi (Sociètè Anonym des Allumettes Ottomanes) tarafından kurulan kibrit fabrikasının ve Küçükçekmece’nin tarihinde kısa bir yolculuğa çıkalım…

Küçükçekmece

Osmanlı Kibritleri Fabrikası’nın tarihindeki yolculuğumuza, Küçükçekmece’den başlıyoruz. İstanbul’un Avrupa yakasında, Küçükçekmece Gölü’nün kıyısında bulunan Küçükçekmece’nin tarihi paleolitik çağa kadar uzanır. Tarih öncesi insanların yerleştiği Yarımburgaz Mağarası, Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyinde yer alır. Küçükçekmece’nin adını Küçükçekmece Gölü’nün deniz ile bağlantısını sağlayan bir köprüden; “Küçük Köprü”den (Ponte Piccolo) aldığını yazar kaynaklar. “Çekmece” adının ise bölgede bulunan Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerinde balık tutmak için kurulan kafesli setlerden geldiği sanılmaktadır. Bizans döneminde “Region” ismini taşıyan bugünkü Küçükçekmece’nin merkezinde bir Bizans sarayı bulunmaktaydı. Bizans imparatorları seferden döndüklerinde bu sarayda dinlenirlermiş…Bulgarlar ve Latinlerin egemenliği altına giren “Region”, 1453 yılında Rumeli Beyler Beyi Karaca Bey tarafından ele geçirilir. “Region”, 1455 yılında Edirne’den İstanbul’a gelen Fatih Sultan Mehmed’in isteği ile imar edilir. Osmanlı döneminde önceleri “Çekme-i Sagir” daha sonra da “Çekme-i Küçük” olarak anılan “Region”, bu yıllarda küçük bir köydür. “Çekme-i Küçük”; köprünün, yolların onarılması, kervansarayların yapılması ile büyüyerek İstanbul’un girişinde Bizans döneminde olduğu gibi önemli bir konaklama noktası olur. Osmanlı döneminde köprüler, kervansaraylar, cami ve medreseler yapılan Küçükçekmece, 1908 yılına dek Çatalca kazasına bağlı bir kasabadır. 1908 yılından 1987 yılına kadar Bakırköy (Marki Köy) kazasına bağlı bir ilçe olarak İstanbul’un ünlü sayfiye semtlerinden biri olarak geçer tarihe. Bugün Küçükçekmece, ekonomisi sanayi ve ticarete dayalı bir yerleşim yeri olarak İstanbul’un büyümeye açık ilçelerinin başında gelmektedir.

Osmanlı Kibrit Fabrikası

Osmanlı İmparatorluğu döneminde sanayileşme ancak 19. yüzyılda başlar. Devletin girişimci olduğu ve daha çok askeri yatırımlar olarak öne çıkan bu sanayileşme girişimleri özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra yeniden düzenlenen ticaret kanunları ile hızlanır. Şirketleşme hareketlerinin başladığı bu dönemde yeterli sermaye birikiminin olmaması nedeniyle milli sermaye ile kurulan şirketlerin gelişemediğini buna karşılık yabancı sermaye ile kurulan şirketlerin daha başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi’nin kuruluş öyküsüne gelince… 19. yüzyılın sonlarına doğru yatırım yapmak isteyen yabancı girişimciler arasında bulunan Fransızlar, İstanbul’da modern bir kibrit fabrikası kurmak üzere çalışmalara başlarlar. Gerekli izinleri almak zordur. Osmanlı İmparatorluğu’nun o yıllarında ülkemize yatırım yapmak için gelen yabancı girişimcilerin sayısı çok fazladır. Ancak bu isteklerini gerçekleştirebilenlerin sayısı ise çok azdır. Abdülhamit ve Osmanlı hükümetinin yabancı sermayeye karşı çekingen tavrı, bu yatırımların gerçekleştirilmesinin önündeki en önemli engeldir. Kibrit fabrikası kurmak için gerekli izinler alınır. Bu engeli aşan Fransız girişimciler tarafından Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi (Sociètè Anonym des Allumettes Ottomanes) kurulur. Küçükçekmece sırtlarında yaşamı kısa sürecek olan fabrikanın inşasına başlanır. Yaklaşık bir yıl sonra fabrika inşaatı bitirilir… 1898 yılının Mart ayında kurulan fabrika, dört büyük daireden oluşmaktaydı. Osmanlı Kibritleri Fabrikası, o dönemin büyük fabrikalarından biri olacak hatta Avrupa’ya kibrit ihraç edecekti. İçinde elli kibrit çöpü olan kibrit kutuları, 7.200 kutudan oluşan sandıklara konularak satışa sunulmaktaydı. Günde on beş sandık kibrit üreten fabrikada, büyük çoğunluğu kadınlardan oluşan iki yüz işçi ve elli personel çalışmaktaydı. Osmanlı Kibritleri, iç pazarın neredeyse yarısını karşılamaktaydı. Osmanlı Kibritleri, Karadeniz’den getirilen kavak ve ıhlamur ağaçlarının kütüklerinden imal edilmekteydi. Kibrit çöpleri ve kutusunun yapıldığı kütükler önce buhar kazanlarında yumuşatılır, elyafları şişirilerek kabuklarından ayrıldıktan sonra kesim makinesine gönderilirdi. Kibrit çöplerinin elli tanesi bir araya getirilerek kesilir, kutuları ise ayrı makinelerde imal edilirdi. Kurutma işleminin ardından kibritler, fabrikanın kimyahanesinde hazırlanan ecza macunlarına batırılarak kutulamaya hazır hale getirilirdi. Üzerine Osmanlı Kibritleri yazılı Türkçe ve Fransızca yazılı etiketler yapıştırıldıktan sonra kutular, içlerine kibrit çöpleri yerleştirilmek üzere arabalarla taşınır ve içlerine kibrit çöpleri yerleştirildikten sonra onarlık paketler halinde sandıklara konulurdu… O dönemin modern fabrikalarından biri olan Osmanlı Kibritleri Fabrikası’nda üretilen kibritlerin bir özelliği de kibritlerin kibrit kutularının kenarında bulunan eczalı kısma sürtülerek yakılıyor olmasıydı. Üretilen bu kibritlerden önce yandığında çevreye kıvılcımlar saçmakta olan zehirli fosforlu kibritler üretilmekteydi. Osmanlı Kibritleri o dönemde artık üretilmesinden vazgeçilmiş olan fosforlu kibritlere göre daha tehlikesiz ancak daha pahalıydı. Osmanlı Kibritleri Fabrikası, 1900’lü yılların başlarına dek üretime devam edecek ancak verimli olamadığı için bir süre sonra kapatılacaktı.